Posted by & filed under Diğer.

 

büyüyorum.

büyüdükçe kelimelerin anlamlarını daha çok araştırmaya, araştırdığım kelimelerin anlamlarını iyice anlayıp anlamadığımı sorgulamaya…
ve sorguladığım kelimelerin geldikleri yere doğru yola çıkmaya…

oraya ulaşmaya… “ben” olduğum yere…
ve ulaştığımda “ben” in kalmadığı yere.

ve daha iyi anlamak için.
ve seni daha iyi anlamak için.
ve bizi daha iyi anlamak için kelimeler cebimde, yürüyorum…

bazen yabancı şehirlerden…
bilmediğim kültürlerden…
ve unutulmayı haketmeyen insanların yaşadığı, bir zaman tünelinden geçiyorum…

bazen de kendimden geçiyorum…
hayran oluyorum.

bazen üzülüyorum…
ve düşünüyorum.

ve düşünüyorum.
ve yürümeye devam ediyorum…

neden yazmıyorum ?
büyüdükçe, susuyorum…

Posted by & filed under Girişimcilik.

Emre Yılmaz Genç İşadamına kitabında şöyle tanımlar;

yavaş yavaş, tatlı tatlı, güzel güzel…

Taviz ver ama taviz iste…

- 500.000 den aşağı olmaz !
- 450.000 ve ödemeyi 3 ay sonra yaparım.
- 500.000 ve 1 ay sonra…
- tamam ama bir sonraki siparişte 20% iskonto ve talep önceliği bizde olacak !
- talep önceliği olmaz ama fiyat garantisi veririm dolar bazında !
- …
- …

Read more »

Posted by & filed under Sevdiğim Adamlar.

GE‘nin efsanevi CEO’su Jack Welch‘in – straight from the gut isimli kitabını okuyordum… aldığım bazı notları paylaşmak istiyorum…

Jack kitabının ilk bölümünü özgüvene ayırmış. Gerçekten de özgüven, bir liderin sahip olması gereken en önemli özellik. Öyle ki, insanların firavunlaşmasında ya da yunan kahramanların yarı-tanrılaşma (demigod) süreçlerinde bu özgüven patlamasının sebep olduğunu düşünüyorum…

Jack özgüven sahibi olmasını ailesine, özellikle de annesine borçlu… Jack’in konuşurken tutuklamasını annesi “çok zeki olduğundan çok hızlı düşünüyorsun ve çok hızlı düşündüğünden dudakların beyninin hızına yetişemiyor” şeklinde yorumluyor ve Jack’in özgüvenini sağlamlaştırması için en çok desteği annesi veriyor…

Jack, liderin özgüven sahibi olması yanında başkalarına da özgüven aşılamasının çok önemli olduğunu vurguluyor.

Altını çizdiğim cümlelerin birinde Jack, eşitlik ile adaletin aynı kavram olmadığından ve bu iki kavramın sıklıkla karıştırıldığından dem vurmuş. Aklıma Jack’in Istanbul’a geldiğinde Ishak Alaton ile giriştiği tartışma geldi. Kısaca bahsetmem gerekirse, Alaton o dönem dünyanın ve petrol fiyatlarının geldiği durum karşısında ”Karl Marx’ın tekrar keşfedilmesi mi gerek ?” diye sormuştu ve Jack “çok saçma” diyerek tepkisini dile getirmişti. Welch’in algısı eminim “eşitlik ve adalet” arasındaki bu ayrımın yine karıştırıldığı sanısı idi. “Herkesin oyuna bir katkısı var ancak bu, herkese eşit davranılacak demek değildir” şeklinde düşüncesini özetliyor.

Read more »

Posted by & filed under Diğer.

Vatani görev nihayet bitti… Şu aralar tekrar sivil hayata alışmaya çalışıyorum…

Askerde kendi kendime “sivile dönünce askerlik ile ilgili olarak hiçbir anı anlatmayacağım” diye söz vermiştim… Ne zormuş !

Çoğunluğun söylediğini ben de tekrarlayarak bu “askerlik” mevzunu kapatmak istiyorum; Askerlik, askere giden her erkeğin hayatında gerçekten de önemli bir dönem…

Bu arada bloga yazı yazmayı özledim… Kaldığım yerden ilgimi çeken ve paylaşmak / fikir almak istediğim konularda yazmaya devam edeceğim…

Sevgiler,
Ersan.

Posted by & filed under Diğer.

12 Nisan itibari ile Aydın Helikopter Filo komutanlığında kısa dönem Jandarma Er olarak vatani görevimi yapıyorum.

Bu süreç zarfında internete erişimim olmayacaktır. Yorumlara geç cevap verebilirim.

Sevgiler,

Ersan.

Posted by & filed under Yazılım Mühendisliği.

 Kaynak Kod konfigürasyon yönetimi dünyasına şu anda iki trend var… Bunlardan biri dağıtık versiyon kontrol sistemleri (DVCS), diğeri ise klasik merkezi versiyon kontrol sistemleri (CVCS)…

Bu iki kavramın açık kaynak kod tarafında uygulamaları DVCS için Git, Mercurial, CVCS için CVS, Subversion örnek gösterebiliriz…

Kurumsal uygulama tarafında ise BitKeeper dağıtık tarafta, Visual Source Safe, ClearCase, Perforce`ı vb. ise merkezi versiyon kontrol sistemi olarak kullanılan SCM araçlarıydı diyebiliriz…

Geçmiş zaman kullandım, çünkü artık Uygulama Yaşam Döngüsü (Application Lifecycle Management – ALM) dediğimiz kavrama doğru kurumlar pozisyon almaya başladı. Burada ise pazarın büyük oyuncuları Microsoft`un Team Foundation Server ürünü, IBM, ve HP`nin ALM çözümleri bulunuyor..

DVCS kurumsal pazarda nerede ? (…)

Yok… ancak bu böyle mi devam edecek ? Hayır… Etmeyecek ? Peki ama neden ?

Read more »

Posted by & filed under Girişimcilik.

Odak kanunu der ki; pazarlamanın en güçlü konsepti, pazarladığımız ürün ile ilgili olarak tüketicinin zihninde günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelime ya da cümleye sahip olmaktır…

Bu kanunu ciddiye almak lazım… Zira ürün, günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelimeye tekabül ediyor ve tüketiciler ürününü bu şekilde talep ediyor ise, pazar liderisin demektir.

Bir test yapalım. Eve sipariş getiren marketinizi aradığınızda, aşağıdaki siparişleri nasıl verdiğinizi düşünün…

Read more »

Posted by & filed under Sevdiğim Adamlar.

Turgut ÖzalMerhum Turgut Özal ile ilgili olarak anı-kitap tadında yazılmış ve onu tanıyan yakın çevresi ile yapılan röportajlardan derlenmiş The Özal – Bir Davanın Öyküsü kitabını okuyorum…

Bu mivalde hazır kitabı okurken, kitapta altını çizdiğim önemli satırları blogumda paylaşarak kitaptaki ilginç bulguları beyin süzgecimden de geçirerek, blogumu takip eden dostlar ile paylaşmak istiyorum…

Malatyalı Özal’ın babası Ziraat Bankası Müdürü(medrese eğitimi almış, arapça, farsça ve osmanlıca biliyor – matematiği kuvvetli), annesi ise ilkokul öğretmeni (mektepli, dini terbiye almış – matematiği kuvvetli)…  Aile, Malatya’nın elit aileleri arasında.

O dönem komşu olduğu & çocukluk arkadaşlarından bazıları: Hasan Celal Güzel, Hüsnü Doğan, Recai Kutan

İlk okulu Söğüt & Silifke’de, orta okulu Mardin’de, Liseyi Kayseri’de bitiriyor.

Read more »

Posted by & filed under Diğer, Fikirler.

Önsöz: Bu konular ile ilgili ahkam kesecek düzeyde bilgi sahibi değilim ancak konu ile ilgili “vatandaş” düzeyinde olması gereken bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum… Bu bilgileri harmanlayıp, beyin süzgecimden geçirerek bazı varsayımlar yapacağım ve konu ile ilgili fikirlerimi beyan edeceğim.

GladioBildiğiniz gibi II. Dünya Savaşı sonunda Amerika’nın ve liberal demokrasi idolojisine sahip ülkelerin en büyük korkusu Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği idi. Sovyetlerin özellikle çekoslavakya’yı komunistleştirmelerinden [3] sonra iyice endişelenmeye başlayan bu ülkeler, ABD liderliğinde NATO’yu kurdular.[1]

NATO, siyasal açıdan özellikle batı avrupanın endişelerini gidermekle kalmamış, ABD’nin uyguladığı Marshall Planı [2] ile özellikle batı avrupadaki birçok ülke, gereken maddi desteği sağlayarak bugün sahip oldukları birçok “değerin” altyapılarını, Marshall Planı’ndan elde ettikleri destekler ile sağlamlaştırmışlardır.

Buna mukabil, NATO’ya üye ülkelerinin “legal” olarak kurduğu askeri güç, düzenli bir ordu sistemine dayanıyordu. II. Dünya savaşı sonrası ortaya çıkan soğuk savaş sürecinde bildiğiniz gibi “düzenli” bir ordu ile savaş yapılmıyor, tamamen kaotik ve milis yöntemleri ile “terrorist” saldırılar gerçekleniyordu…

İşte bu saldırılara karşılık verebilmek için, müttefik kuvvetler “stay-behind” (kontrgerilla) adı verdikleri, her NATO üyesi ülkenin kendi içinde organize olacağı ancak ortak bir merkezin direktifleri ile hareket edecekleri “gladio”  yapılanmasını inşaa ettiler. [4]

Read more »

Posted by & filed under Fikirler.

Oturup düşündüğümüzde tarih boyu sistem, ihtiyacı olan kaynağı bir şekilde ortaya çıkarabilmiş ya da ihtiyaç olan  kaynağa alternatif olacak daha ucuz ve daha verimli bir çözüm ortaya çıkarabilmiştir… Sistemin bu konuda hiç sorunu olmadı…

Örnek verirsek; insanlar çoğaldıkça kıtlık baş gösterecek endişesi tüm çağlar boyunca gündeme gelmiş ancak, günümüze kadar kıtlık sıkıntısı olmamış, bilakis fazla kalori sebebi ile obez denilen illet çağımızda yaygın olarak bulunmaktadır. (Kişi başına düşen kalori miktarı her geçen gün artıyor)

Read more »