Askerlik

12 Nisan itibari ile Aydın Helikopter Filo komutanlığında kısa dönem Jandarma Er olarak vatani görevimi yapıyorum.

Bu süreç zarfında internete erişimim olmayacaktır. Yorumlara geç cevap verebilirim.

Sevgiler,

Ersan.

Dağıtık mı ? Entegre mi ?

 Kaynak Kod konfigürasyon yönetimi dünyasına şu anda iki trend var… Bunlardan biri dağıtık versiyon kontrol sistemleri (DVCS), diğeri ise klasik merkezi versiyon kontrol sistemleri (CVCS)…

Bu iki kavramın açık kaynak kod tarafında uygulamaları DVCS için Git, Mercurial, CVCS için CVS, Subversion örnek gösterebiliriz… 

Kurumsal uygulama tarafında ise BitKeeper dağıtık tarafta, Visual Source Safe, ClearCase, Perforce`ı vb. ise merkezi versiyon kontrol sistemi olarak kullanılan SCM araçlarıydı diyebiliriz…

Geçmiş zaman kullandım, çünkü artık Uygulama Yaşam Döngüsü (Application Lifecycle Management – ALM) dediğimiz kavrama doğru kurumlar pozisyon almaya başladı. Burada ise pazarın büyük oyuncuları Microsoft`un Team Foundation Server ürünü, IBM, ve HP`nin ALM çözümleri bulunuyor..

 DVCS kurumsal pazarda nerede ? (…)

Yok… ancak bu böyle mi devam edecek ? Hayır… Etmeyecek ? Peki ama neden ?

Yazının devamını oku »

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Odak)

Odak kanunu der ki; pazarlamanın en güçlü konsepti, pazarladığımız ürün ile ilgili olarak tüketicinin zihninde günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelime ya da cümleye sahip olmaktır…

Bu kanunu ciddiye almak lazım… Zira ürün, günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelimeye tekabül ediyor ve tüketiciler ürününü bu şekilde talep ediyor ise, pazar liderisin demektir.

Bir test yapalım. Eve sipariş getiren marketinizi aradığınızda, aşağıdaki siparişleri nasıl verdiğinizi düşünün…

Yazının devamını oku »

The Özal (1)

Turgut ÖzalMerhum Turgut Özal ile ilgili olarak anı-kitap tadında yazılmış ve onu tanıyan yakın çevresi ile yapılan röportajlardan derlenmiş The Özal – Bir Davanın Öyküsü kitabını okuyorum…

Bu mivalde hazır kitabı okurken, kitapta altını çizdiğim önemli satırları blogumda paylaşarak kitaptaki ilginç bulguları beyin süzgecimden de geçirerek, blogumu takip eden dostlar ile paylaşmak istiyorum…

Malatyalı Özal’ın babası Ziraat Bankası Müdürü(medrese eğitimi almış, arapça, farsça ve osmanlıca biliyor – matematiği kuvvetli), annesi ise ilkokul öğretmeni (mektepli, dini terbiye almış – matematiği kuvvetli)…  Aile, Malatya’nın elit aileleri arasında.

O dönem komşu olduğu & çocukluk arkadaşlarından bazıları: Hasan Celal Güzel, Hüsnü Doğan, Recai Kutan

İlk okulu Söğüt & Silifke’de, orta okulu Mardin’de, Liseyi Kayseri’de bitiriyor.

Yazının devamını oku »

Gladio, NATO, Marshall Planı ve Gömülmüş silahlar…

Önsöz: Bu konular ile ilgili ahkam kesecek düzeyde bilgi sahibi değilim ancak konu ile ilgili “vatandaş” düzeyinde olması gereken bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum… Bu bilgileri harmanlayıp, beyin süzgecimden geçirerek bazı varsayımlar yapacağım ve konu ile ilgili fikirlerimi beyan edeceğim.

GladioBildiğiniz gibi II. Dünya Savaşı sonunda Amerika’nın ve liberal demokrasi idolojisine sahip ülkelerin en büyük korkusu Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği idi. Sovyetlerin özellikle çekoslavakya’yı komunistleştirmelerinden [3] sonra iyice endişelenmeye başlayan bu ülkeler, ABD liderliğinde NATO’yu kurdular.[1]

NATO, siyasal açıdan özellikle batı avrupanın endişelerini gidermekle kalmamış, ABD’nin uyguladığı Marshall Planı [2] ile özellikle batı avrupadaki birçok ülke, gereken maddi desteği sağlayarak bugün sahip oldukları birçok “değerin” altyapılarını, Marshall Planı’ndan elde ettikleri destekler ile sağlamlaştırmışlardır.

Buna mukabil, NATO’ya üye ülkelerinin “legal” olarak kurduğu askeri güç, düzenli bir ordu sistemine dayanıyordu. II. Dünya savaşı sonrası ortaya çıkan soğuk savaş sürecinde bildiğiniz gibi “düzenli” bir ordu ile savaş yapılmıyor, tamamen kaotik ve milis yöntemleri ile “terrorist” saldırılar gerçekleniyordu…

İşte bu saldırılara karşılık verebilmek için, müttefik kuvvetler “stay-behind” (kontrgerilla) adı verdikleri, her NATO üyesi ülkenin kendi içinde organize olacağı ancak ortak bir merkezin direktifleri ile hareket edecekleri “gladio”  yapılanmasını inşaa ettiler. [4]

Yazının devamını oku »

Peki “know-how” sonrası ?

Oturup düşündüğümüzde tarih boyu sistem, ihtiyacı olan kaynağı bir şekilde ortaya çıkarabilmiş ya da ihtiyaç olan  kaynağa alternatif olacak daha ucuz ve daha verimli bir çözüm ortaya çıkarabilmiştir… Sistemin bu konuda hiç sorunu olmadı…

Örnek verirsek; insanlar çoğaldıkça kıtlık baş gösterecek endişesi tüm çağlar boyunca gündeme gelmiş ancak, günümüze kadar kıtlık sıkıntısı olmamış, bilakis fazla kalori sebebi ile obez denilen illet çağımızda yaygın olarak bulunmaktadır. (Kişi başına düşen kalori miktarı her geçen gün artıyor)

Yazının devamını oku »

Lider ne işe yarar ?

Kişisel hobi olarak zaman zaman dünyanın akışını değiştiren önemli liderlerin davranış tarzı, kişilikleri ve hayatları ile ilgili olarak ortak tasarımları (pattern) bulmaya çalışıyorum. Henüz iyi bir gözlemci olduğumu söyleyemem ancak, bazı gözlemlerimin beni şaşırttığını söyleyebilirim.

Öncelikle “lider” tabirinden ne aleadernladığımı açıklamamda fayda var. Benim bahsettiğim liderler, statükoyu mutlak biçimde değiştirip, kendi ütopyalarını yaşadıkları dönem içerisinde somutlaştırabilmiş şahsiyetler. Örneğin Büyük İskender, Hz. Muhammed, Mustafa Kemal Atatürk bahsettiğim liderlere örnek olarak gösterebileceğim liderlerdir.

Geleneksel lider ile tanımda belirttiğim liderler arasındaki temel farkın ne olduğu sorusu yukarda bahsettiğim gibi aklımı sıklıkla kurcalıyor. Günümüzde de birçok lider gelip geçiyor ancak neden bu liderler içerisinde büyük önderler çıkmıyor ? Liderler arasındaki “fark” nedir ?

Öncelikle liderlerin ortak tasarımlardan bahsedeyim;

  1. Kendi ümmetine peygamber olabilen bir peygamber yok. Ya peygamberi kendi ümmeti ortadan kaldırmış / kaldırmak istemiş ya da kendi ümmetine karşı askeri güç ile peygamber olmuş. Aynı şekilde Atatürk’e de Osmanlı “hadi liderimiz ol” dememiş. Adolf Hitler’de Alman vatandaşı değil. Büyük iskender`in  babası Philip eğer suikaste kurban gitmeseydi, krallık İskender’e kalır mıydı ?
  2. Büyük liderlerin hayatına baktığımızda çocukluklarından itibaren büyük acılar çekmişler. Genelde “ideal” bir ailede büyümemişler. Hep en yakınlarını çocuk yaşlarda kaybetmişler.
  3. Hepsi “walk the talk, talk the walk” adamı. Dediklerini yapıyorlar.

Bunlar ortak özellikler gibi görünse de, bence asıl üzerinde durulması gereken çok önemli bir ortak nokta var;

Bu liderler, mevcut bir bürokrasi üzerine gelmemiş, kendi ütopyalarına ulaşmak için gerekli olan bürokrasiyi kendileri organize etmişlerdir.

Bu bürokrasiyi inşaa edemeyen / etmekte zorlanan liderlerin sonu ya başarısızlıkla sonuçlanmış ( ör. Adolf Hitler ki kendisi berlin kuşatılma sürecinde “stalin gibi tüm yüksek rütbeli generalleri idam ettirmeliydim” demiştir) ya da herhangi kayde değer bir başarı sağlayamamışlardır.

Bugün organizasyonların yönetimlerine baktığımız zaman da aynı tasarım kalıbına sahip olan liderlerin gerçekleştirdikleri çıktıları görmemiz, o “liderlerin ne işe yaradıkları” ile ilgili olarak bize bir fikir veriyor. Jack Welch’in , Steve Jobs’ın yönettiği şirketler ile “bilindik” şirketlerin liderleri ile ilgili temel fark, mevcut statükoyu değiştirme cesaretine ve gerekli bürokrasiye sahip olmaları ya da olmamaları.

Bu durumdan kendime çıkardığım ders ise şu; herhangi bir organizasyona lider olması planlanan kişinin, aslında yanında getireceği bürokrasi ( ekip ) , gelen kişiden daha önemlidir.

Bu konuyla ilgili yaşanmış bir hikayeyi anlatmak istiyorum; Fi tarihinde bir bankaya Genel Müdür aranır. Bankanın sahibi potansiyel GM adayları ile tek tek yemek yer / konuyu görüşür. Bankanın sahibi GM adaylarına şu kritik soruyu sorar;

“Kuracağınız ekibe kimleri dahil etmeyi planlıyorsunuz ?”

Bu soruya şu cevabı veren adaylar elenmiştir;

“Koyun muyuz dışardan adam getireceğiz ? Mevcut arkadaşlar ile görüşüp ortak aklı buluruz.”

Strateji…

feedingFish

fishEatingBread

fishingnet

fishrnet

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Algı)

Algı kanunu der ki; aynı kategoride yer alan ürünler arasındaki rekabette algı, gerçeklerden daha önemlidir.

Ries & Trout’un yazdığı bu kanunun aslında gerçeklik payı var, şöyle ki;

Örneğin, benim de içinde bulunduğum “geek” güruhu, bir ürünün teknik detaylarını karşılaştırır ve mantıksal olarak bir ürünün spesifikasyonları, rakibi olan ürünü “döverse” o ürün en iyisidir deriz ve o ürünün pazarda lider olacağına inanırız. Oysa kanunda da belirtildiği gibi, bu savaş “spesifikasyonlar” savaşı değil, algı savaşı.
Yazının devamını oku »

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Akılda Kalıcılık)

Akılda kalıcılık kanunu der ki;  pazarda birinci olmaktansa akılda birinci olmak yeğdir.

Şimdi bu kanunun , Liderlik kanunu ile çeliştiğini söylemeden geçmek olmaz.  Daha önce yazdığım gibi kanunlar içinde fazlaca istisnai durum olduğundan, bu kanunları “değişmez” diye nitelemek pek akıllıca değil ama… Pazarlama guruları dururken  Ries & Trout’a ayar vermek haddime mi ? : )

Yazının devamını oku »