Kişisel hobi olarak zaman zaman dünyanın akışını değiştiren önemli liderlerin davranış tarzı, kişilikleri ve hayatları ile ilgili olarak ortak tasarımları (pattern) bulmaya çalışıyorum. Henüz iyi bir gözlemci olduğumu söyleyemem ancak, bazı gözlemlerimin beni şaşırttığını söyleyebilirim.
Öncelikle “lider” tabirinden ne a
nladığımı açıklamamda fayda var. Benim bahsettiğim liderler, statükoyu mutlak biçimde değiştirip, kendi ütopyalarını yaşadıkları dönem içerisinde somutlaştırabilmiş şahsiyetler. Örneğin Büyük İskender, Hz. Muhammed, Mustafa Kemal Atatürk bahsettiğim liderlere örnek olarak gösterebileceğim liderlerdir.
Geleneksel lider ile tanımda belirttiğim liderler arasındaki temel farkın ne olduğu sorusu yukarda bahsettiğim gibi aklımı sıklıkla kurcalıyor. Günümüzde de birçok lider gelip geçiyor ancak neden bu liderler içerisinde büyük önderler çıkmıyor ? Liderler arasındaki “fark” nedir ?
Öncelikle liderlerin ortak tasarımlardan bahsedeyim;
- Kendi ümmetine peygamber olabilen bir peygamber yok. Ya peygamberi kendi ümmeti ortadan kaldırmış / kaldırmak istemiş ya da kendi ümmetine karşı askeri güç ile peygamber olmuş. Aynı şekilde Atatürk’e de Osmanlı “hadi liderimiz ol” dememiş. Adolf Hitler’de Alman vatandaşı değil. Büyük iskender`in babası Philip eğer suikaste kurban gitmeseydi, krallık İskender’e kalır mıydı ?
- Büyük liderlerin hayatına baktığımızda çocukluklarından itibaren büyük acılar çekmişler. Genelde “ideal” bir ailede büyümemişler. Hep en yakınlarını çocuk yaşlarda kaybetmişler.
- Hepsi “walk the talk, talk the walk” adamı. Dediklerini yapıyorlar.
Bunlar ortak özellikler gibi görünse de, bence asıl üzerinde durulması gereken çok önemli bir ortak nokta var;
Bu liderler, mevcut bir bürokrasi üzerine gelmemiş, kendi ütopyalarına ulaşmak için gerekli olan bürokrasiyi kendileri organize etmişlerdir.
Bu bürokrasiyi inşaa edemeyen / etmekte zorlanan liderlerin sonu ya başarısızlıkla sonuçlanmış ( ör. Adolf Hitler ki kendisi berlin kuşatılma sürecinde “stalin gibi tüm yüksek rütbeli generalleri idam ettirmeliydim” demiştir) ya da herhangi kayde değer bir başarı sağlayamamışlardır.
Bugün organizasyonların yönetimlerine baktığımız zaman da aynı tasarım kalıbına sahip olan liderlerin gerçekleştirdikleri çıktıları görmemiz, o “liderlerin ne işe yaradıkları” ile ilgili olarak bize bir fikir veriyor. Jack Welch’in , Steve Jobs’ın yönettiği şirketler ile “bilindik” şirketlerin liderleri ile ilgili temel fark, mevcut statükoyu değiştirme cesaretine ve gerekli bürokrasiye sahip olmaları ya da olmamaları.
Bu durumdan kendime çıkardığım ders ise şu; herhangi bir organizasyona lider olması planlanan kişinin, aslında yanında getireceği bürokrasi ( ekip ) , gelen kişiden daha önemlidir.
Bu konuyla ilgili yaşanmış bir hikayeyi anlatmak istiyorum; Fi tarihinde bir bankaya Genel Müdür aranır. Bankanın sahibi potansiyel GM adayları ile tek tek yemek yer / konuyu görüşür. Bankanın sahibi GM adaylarına şu kritik soruyu sorar;
“Kuracağınız ekibe kimleri dahil etmeyi planlıyorsunuz ?”
Bu soruya şu cevabı veren adaylar elenmiştir;
“Koyun muyuz dışardan adam getireceğiz ? Mevcut arkadaşlar ile görüşüp ortak aklı buluruz.”