Girişimcilik için Kategori Arşivi

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Odak)

Odak kanunu der ki; pazarlamanın en güçlü konsepti, pazarladığımız ürün ile ilgili olarak tüketicinin zihninde günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelime ya da cümleye sahip olmaktır…

Bu kanunu ciddiye almak lazım… Zira ürün, günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir kelimeye tekabül ediyor ve tüketiciler ürününü bu şekilde talep ediyor ise, pazar liderisin demektir.

Bir test yapalım. Eve sipariş getiren marketinizi aradığınızda, aşağıdaki siparişleri nasıl verdiğinizi düşünün…

Yazının devamını oku »

Lider ne işe yarar ?

Kişisel hobi olarak zaman zaman dünyanın akışını değiştiren önemli liderlerin davranış tarzı, kişilikleri ve hayatları ile ilgili olarak ortak tasarımları (pattern) bulmaya çalışıyorum. Henüz iyi bir gözlemci olduğumu söyleyemem ancak, bazı gözlemlerimin beni şaşırttığını söyleyebilirim.

Öncelikle “lider” tabirinden ne aleadernladığımı açıklamamda fayda var. Benim bahsettiğim liderler, statükoyu mutlak biçimde değiştirip, kendi ütopyalarını yaşadıkları dönem içerisinde somutlaştırabilmiş şahsiyetler. Örneğin Büyük İskender, Hz. Muhammed, Mustafa Kemal Atatürk bahsettiğim liderlere örnek olarak gösterebileceğim liderlerdir.

Geleneksel lider ile tanımda belirttiğim liderler arasındaki temel farkın ne olduğu sorusu yukarda bahsettiğim gibi aklımı sıklıkla kurcalıyor. Günümüzde de birçok lider gelip geçiyor ancak neden bu liderler içerisinde büyük önderler çıkmıyor ? Liderler arasındaki “fark” nedir ?

Öncelikle liderlerin ortak tasarımlardan bahsedeyim;

  1. Kendi ümmetine peygamber olabilen bir peygamber yok. Ya peygamberi kendi ümmeti ortadan kaldırmış / kaldırmak istemiş ya da kendi ümmetine karşı askeri güç ile peygamber olmuş. Aynı şekilde Atatürk’e de Osmanlı “hadi liderimiz ol” dememiş. Adolf Hitler’de Alman vatandaşı değil. Büyük iskender`in  babası Philip eğer suikaste kurban gitmeseydi, krallık İskender’e kalır mıydı ?
  2. Büyük liderlerin hayatına baktığımızda çocukluklarından itibaren büyük acılar çekmişler. Genelde “ideal” bir ailede büyümemişler. Hep en yakınlarını çocuk yaşlarda kaybetmişler.
  3. Hepsi “walk the talk, talk the walk” adamı. Dediklerini yapıyorlar.

Bunlar ortak özellikler gibi görünse de, bence asıl üzerinde durulması gereken çok önemli bir ortak nokta var;

Bu liderler, mevcut bir bürokrasi üzerine gelmemiş, kendi ütopyalarına ulaşmak için gerekli olan bürokrasiyi kendileri organize etmişlerdir.

Bu bürokrasiyi inşaa edemeyen / etmekte zorlanan liderlerin sonu ya başarısızlıkla sonuçlanmış ( ör. Adolf Hitler ki kendisi berlin kuşatılma sürecinde “stalin gibi tüm yüksek rütbeli generalleri idam ettirmeliydim” demiştir) ya da herhangi kayde değer bir başarı sağlayamamışlardır.

Bugün organizasyonların yönetimlerine baktığımız zaman da aynı tasarım kalıbına sahip olan liderlerin gerçekleştirdikleri çıktıları görmemiz, o “liderlerin ne işe yaradıkları” ile ilgili olarak bize bir fikir veriyor. Jack Welch’in , Steve Jobs’ın yönettiği şirketler ile “bilindik” şirketlerin liderleri ile ilgili temel fark, mevcut statükoyu değiştirme cesaretine ve gerekli bürokrasiye sahip olmaları ya da olmamaları.

Bu durumdan kendime çıkardığım ders ise şu; herhangi bir organizasyona lider olması planlanan kişinin, aslında yanında getireceği bürokrasi ( ekip ) , gelen kişiden daha önemlidir.

Bu konuyla ilgili yaşanmış bir hikayeyi anlatmak istiyorum; Fi tarihinde bir bankaya Genel Müdür aranır. Bankanın sahibi potansiyel GM adayları ile tek tek yemek yer / konuyu görüşür. Bankanın sahibi GM adaylarına şu kritik soruyu sorar;

“Kuracağınız ekibe kimleri dahil etmeyi planlıyorsunuz ?”

Bu soruya şu cevabı veren adaylar elenmiştir;

“Koyun muyuz dışardan adam getireceğiz ? Mevcut arkadaşlar ile görüşüp ortak aklı buluruz.”

Strateji…

feedingFish

fishEatingBread

fishingnet

fishrnet

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Algı)

Algı kanunu der ki; aynı kategoride yer alan ürünler arasındaki rekabette algı, gerçeklerden daha önemlidir.

Ries & Trout’un yazdığı bu kanunun aslında gerçeklik payı var, şöyle ki;

Örneğin, benim de içinde bulunduğum “geek” güruhu, bir ürünün teknik detaylarını karşılaştırır ve mantıksal olarak bir ürünün spesifikasyonları, rakibi olan ürünü “döverse” o ürün en iyisidir deriz ve o ürünün pazarda lider olacağına inanırız. Oysa kanunda da belirtildiği gibi, bu savaş “spesifikasyonlar” savaşı değil, algı savaşı.
Yazının devamını oku »

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Akılda Kalıcılık)

Akılda kalıcılık kanunu der ki;  pazarda birinci olmaktansa akılda birinci olmak yeğdir.

Şimdi bu kanunun , Liderlik kanunu ile çeliştiğini söylemeden geçmek olmaz.  Daha önce yazdığım gibi kanunlar içinde fazlaca istisnai durum olduğundan, bu kanunları “değişmez” diye nitelemek pek akıllıca değil ama… Pazarlama guruları dururken  Ries & Trout’a ayar vermek haddime mi ? : )

Yazının devamını oku »

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Kategori)

Kategori kanunu der ki; eğer kendi kategorinde bir numara olamıyorsan, yeni bir kategori yarat. Aslında bu tanım, “mevcut bir kategoriye ait olan ürünü farklılaştırmak” şeklinde yorumlanabilir. (Örneğin, cep telefonu -> iPhone gibi)

Genelde yeni girişimciler, herhangi bir ürün ortaya koymak istediklerinde, piyasadaki mevcut ürünlerden daha iyi bir ürün ortaya koymaya çalışırlar. Oysa, piyasadaki mevcut ürünlerden farklı olmak çoğu zaman çok daha önemli bir argüman. Zira her farklılık, yeni bir kategori, her yeni kategori ise, o kategoride yeni bir lidere tekabül ediyor. Bir diğer deyişle, büyük bir pazar, aslında o pazar altında yer alan ürün kategorilerinin toplamından oluşmakta ( ki herhangi bir e-ticaret sitesine girdiğimizde bu detayı navigasyon menülerinden okumak gayet basit :) )

Yazının devamını oku »

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu (Liderlik)

Liderlik kanunu der ki; herhangi bir kategoride birinci olmak önemlidir. İnsanlar çoğunlukla herhangi bir kategoride bir numaralı oyuncuyu rahatlıkla söyleyebilirken, ikincinin ismi akıllarına bile gelmez. Örneğin, aspirin tartışmasız ağrı kesici kategorisinde ilk akla gelen marka, peki ikinci kim ? novalgin ? gripin ?

Ries & Trout kitabında herhangi bir kategoride birinci olmak için, pazara ilk giren olmak gerektiğini de savunuyor… Ancak bu duruma çok fazla istisna da mevcut;

Örneğin Excel ilk spreadsheet uygulaması değildi, ancak şu anda birinci sırada.
Keza google ilk arama motoru değildi, ancak şu anda birinci sırada.
Visual Studio ilk IDE değildi, ancak şu anda birinci sırada.

Örnekler arttırılabilir ancak kanun açık ve net; herhangi bir kategoride birinci olmanın çok büyük getirisi var. Sıfırdan bir kategori oluşturmak gerekse bile, her zaman olmasa bile çoğu zaman buna değer.

Örneğin, kendi bağlamımızda yazılım ve efor metrikleri çözümü sunan ilk firma değiliz. Ancak visual studio ortamına entegre bir şekilde bu ölçümü dinamik olarak yapan başka bir çözüm mevcut değil. Dolayısı ile, visual studio pazarına ilk giren ürün olmanın faydalarını görüyoruz :)

Pazarlamanın değişmez 22 kanunu

Pazarlama ilmini “hype” , “buzz” v.b. olarak görmek sanırım haksızlık olur… Her imajın arkasında müthiş bir sanat ve strateji vardır… Talihsizlik ise, bazı yöntemler bu imajı insanın gözünün içine sokar, itici olur… Bazı stratejiler ise öyle bir aura yaratır, dolayısı ile tüketicinin yaratılan imaja sahip olma arzusu gıdıklanır… Konuyla ilgili özellikle bilişim sektöründe de bariz örnekler var… Gören göz bunları ayırt edebildiğinden örnekleme yapmanın pek anlamı yok…

Ancak, pazarlama ilmini tek kelime ile açıklamam gerekse idi, şüphesiz cevabım iceberg olurdu. Görünen yüzü “marcomm” – marketing communications, görünmeyen yüzü ise “strateji” olarak özetlenebilir.

Yazının devamını oku »

Kendi yazılım şirketini kurmak (Sebaat)

Gece gündüz çalıştın, didindin, sabahlara kadar gözlerinin feri akarcasına oturup bugları ayıkladın, tasarımı giydirdin ve büyük gün geldi…

Tüm testleri bitirdin, sunucuya dosyaları gönderdin ve ta-da. Girişimci olduk ! Sitemiz hazır…

Friendfeed’de duyurduk, twitterda önümüze geleni takibe aldık… Facebook grubumuzu kurduk… Uluslararası konferanslarda girişimimizi tanıttık… Kitapta yazılan herşeyi harfi harfine uyguladık… Herkes süper, harika, muhteşem dedi… Bir iki dost blog yazıları yazdı…

….

….

….

Eee ? Neden olmuyor ???

Yazının devamını oku »

Kendi Yazılım Şirketini Kurmak (Yetenek Yönetimi)

Yazılım şirketi kurarken en büyük şansın (ya da şansızlığın)  sanırım yetenekli insanlarla beraber çalışabilmeyi sağlamak… Topluluk içinde bazı insanlar, farklı konularda diğer insanlara nazaran farklı davranırlar ve özelliğin niteliğine göre bu farklılık, diğer insanlarda geliştirilebileceği gibi, kimi yetenekler üzerinde çalışılsa bile, maalesef belirli bir seviyeyi aşamazlar.

Oysa, içinde bulunduğumuz dünyada kullanıcıların hizmetine sunulan bir çok araç, ürün, servis vs. temel olarak normal insanların kullanabileceği şekilde tasarlanır, geliştirilir ve hizmete sunulur ( zira pazar büyük :) ). Bu ürün, servis ya da hizmetlerde “olağan dışı” herhangi bir farklılık sezmezsiniz çünkü, o ürünü ya da hizmeti geliştiren ekiplerde olağan dışı bir “kişi” yoktur. Statüko kuralları geçerlidir ve motto şudur: “gardını al, pozisyonunu koru”… Böyle ortamlardan farklı bişey nadiren çıkar… ( bu tür ortamlarda en çok duyduğum cümlelerden biri şu idi: “çalışıyoo mu ? çalışıyooo” )

Yazının devamını oku »