Eğitim sistemi ve düşünceler…

Facebook`tan bir süre önce ayrılmayı düşünüyordum.. Ancak facebook fenomeninin imkan sağladığı “pazar” kapsamında, mevcut kullanıcı profillerini inceleme imkanını başka bir platformda bulmak mümkün olmadığından bu illetten kopamıyorum…

Öyle ki, buradaki profili ve insan tipini ve bu insan tiplerinin davranışlarını ve yönelimlerini incelediğiniz taktirde, herhangi bir millet için 20-30 yıllık üretim, siyasi tercihler, pazar hareketleri vs gibi tahminleri ve öngörüleri yapmak zor değil.. Hatta sırf bu eğilimleri analiz etmek için gerekli verileri de facebook uygulamaları kullanıcılara yükleterek elde ettiğiniz veriler çerçevesinde yorumlayabilirsiniz.. Zira bugünün gençleri yarının söz sahibi insanları olacak ise, bu gençlerin mevcut eğitim & kültür düzeylerini, siyasi tutumlarını ve sosyal davranışlarını incelerseniz, ulusların geleceği ile ilgili olarak kehanetlerde bulunmamız kolaylaşacaktır diye düşünüyorum…

Bu hipotezden yola çıkarak yaptığım analizlerde, üzülerek görüyorum ki kültür ve bilim alanında çok eksiği olan ve acilen yol alması gereken bir milletiz..

Bu saptamayı yapan bir çok “sayın” sıfatlı insan kalabalığı, mevcut durum ile ilgili olarak çözümler üretmek yerine, mevcut sorunu, aynı bağlam içinde bulunan farklı kurumlara ihale etmekte, hatta küstahça bu sorunu bağlam dışına atmaktadır.

Örneğin, Türkiye’de yeteri kadar bilimsel çalışmanın olmadığının gerekçesi olarak üniversiteler gösterilmekte ve hatta Türkiye’de bilimin gelişmemesinin sebebinin dış mihraklar olduğunu iddia edecek kadar saçmalamaktadırlar…

Bahane bulmak kolaydır. Bir şeyi yapmak istemiyorsak, o şeyi yapmamak adına sonsuz sayıda bahane bulabiliriz..

Peki ya mevcut soruna çözüm bulmak ? İşte bu olgu aşk ister.. yürek ister.. zaman ister.. cesaret ister… azim, kararlılık ve fedakarlık ister..

Öyle inanıyorum ki, Türkiye bilim’e olan inancını tekrar yakalar, akıllı bir halka ilişkiler stratejisi ile bilimin üzerindeki “sıkıcı profesör” imajını, gençlerin “olmak istediği” rol model haline getirir ise, önümüzdeki zor yıllar için yaptığı yatırımın karşılığını fazlası ile alacaktır..

Zira petrol varil fiyatlarının sadece bir tepki sonucu 130$ sınırını geçmesi, gıda fiyatlarının anormal artışlar göstermesi, çin ve hindistanın durdurulamaz büyüyüşü ve enerji tüketimi eğer enerji ve gıda alanında inovatif çözümler ürteilmez ise, tüm insanlık olarak önümüzdeki 25-40 yıl sürecinde yaşayacağımız büyük sıkıntıların habercisi olarak gözükmekte.

Bu süreci doğru yönetebilmek için acilen yapılması gereken birinci ve en önemli adımın mevcut eğitim sisteminin tekrar yapılandırılması gerektiği olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki:

Eski Roma’da kullanılan eğitimde “referans” modeli derhal günümüze uyarlanarak yürürlüğe girmelidir. Bu modelde kişiler, kurumların önüne geçmektedir. Tıpkı plato nun “hocası” socrates ve socratesin “öğrencisi” aristotle gibi, kişiler kurumlardan daha değerli olmalıdır.

Örneğin Ahmet isimli bir hocanın çalışmaları sonucunda ortaya çıkan soyut değerden katma değer çıkaracak girişimci, verim alınan ve katma değer yaratan çalışma neticesinde ortaya çıkan ürünün fikir ve model babası olan Ahmet Hoca popüler hale gelecektir. Popüler olan Ahmet hoca, yaptığı çalışmalar kapsamında dersler verecektir ve öğrencilerini kendisi seçecektir.

Elbette böyle “değerli” ve “popüler” bir hocanın öğrencisi olmak isteyecek öğrenci sayısı artacaktır.. Dolayısı ile Ahmet Hoca’nın “değeri” artacaktır..

Öğrenci “Ahmet Hoca” nın öğrencisi olduğu ve ondan konu ile ilgili olarak dersler aldığının bilinmesi, öğrenci ile ilgili kanaatları sağlamlaştıracaktır.

Dolayısı ile diplomayı kurum değil, “Ahmet Hoca” verecektir. Elbette öğrencinin belirli bir disiplin veya interdisipliner bir alanda uzman olabilmesi için “Ahmet Hocalar” a ihtiyacı olacak, ve bu hocaların oluşturduğu komite tarafından sıfatlandırılacaktır.

Kişisel kanaatim, bu modelin uygulanması halinde “Ahmet Hoca” lar, endüstri ile birlikte hareket ederek inovasyon yarışına girecektir çünkü “üretmeyen” hocalar sistemde barınamayacaktır. Zira bu hocalara öğrenciler tarafından talep olmayacağından liberal ekonomi kuralları işleyecektir. Zira “üretmeyen” hoca endüstri de tanınmayacağı için hiç kimse endüstri de tanınmayan bir hocanın öğrencisi ile birlikte çalışmak istemeyecektir.

Elbette bu modelin en büyük varsayımı özellikle öğrencilerin ve/veya öğrenci ailelerinin “Aklı Başında İnsanlar” olduğudur. Ancak bu konuda bir tereddütüm yoktur. İnancım, her zaman suçun öğrenende değil, ona konuyu anlatmayı beceremeyen öğretende olduğudur. ( 1 sene eğitim vermiş biri olarak söylüyorum bunu, eğitim vermenin, eğitime hazırlanmanın ne demek olduğunu bilen biri olarak.. )

Ekonomik açıdan, mevcut modelde taşıdığı sıfat ile paralel olarak en fazla 3-4000$ civarında maaş alan bir öğretim üyesi, tavsiye edilen modelde değeri artacak ve iyi bir hocanın 40-50.000$ seviyelerde maaş alabilmesini mümkün kılacaktır. Zira yarattığı katmadeğer ve geleceğini şekillendirdiği ve onu takip edecek gençleri yetiştirmesinin yanında bu meblağ bile, kanımca, azdır.

Bu hususa eğilmemin ve konu ile ilgili olarak düşüncelerimi paylaşmamın temel nedeni ise, yukarda belirttiğim dünyanın önündeki problemler ve ulusların bu problemlere hazırlanmaları gerektiğinin ne kadar farkında olduğu sorusudur..

Dipnot: Bu yazıyı yaklaşık bir sene önce yazmışım… Şimdiki düşüncelerim paralel olmakla birlikte, sistemin bu değişimi bileceği için, “uygulatmayacağını” düşünüyorum… Eğitimli çoğunluk sistemin en son istediği şey sonuçta…

2 Yorum yapılmış »

  1. selim der ki,

    Nisan 22, 2009 @ 03:37 sularında yazmış

    Fikirlerine sonuna kadar katılıyorum. Öğretmenin de öğrenci gibi değerlendirilmesi bunu en demokratik yöntem olan, öğrencinin talebine göre değerlendirilmesi gerekiyor. Öğretmenlik kutsal bir meslek o kesin. Ancak verilen eğitim hizmeti. Nasıl hasta olduğumuzda, referansı kuvvetli yada tanıdıklarımıza sorarak tavsiye edilen doktoru tercih edebildiğimize göre, eğitimcimizide seçebilmeliyiz. Teşekkürler yazı için…

  2. Ersan Bilik der ki,

    Nisan 23, 2009 @ 23:17 sularında yazmış

    Selim beğendiğine sevindim. Kesinlikle aynı fikirdeyim. Ancak Cem Yılmaz’ın şaka yollu belirttiği “eğitimlik hocalar kutsal falan da kardeşim tüm hocalarda Mahmut Hoca değil ki anasını satayım :)” Bireyler, kurumların önüne geçtiği yerlerde zaten “özel öğretmen” diye bir durum var ve burada kayıt dışı milyon dolarlık pazar var.. Çalışan sistem bu ise, bunun resmi hale gelmesi gerekli diye düşünüyorum.
    Sevgiler,
    Ersan.

Yorumlar için RSS · Kalıcı Bağlantı URI

Senin fikrin nedir ?

Adın: (Gerekli)

E-posta: (Gerekli)

Website:

Yorum: