Kapitalizm, kriz ve düşünceler…
Adam Smith, modern ekonominin babası, “wealth of nations” (ulusların zenginliği) isimli kitabında “invisible hand” (görünmez el) teorisinde özetle şundan bahseder…
Tüketicilerin ihtiyacı olan ürünlere olan talep arttıkça, serbest piyasa, ihtiyaç olan bu ürünleri arz ederek, arz ile talep arasında “görünmeyen el” bir denge oluşturacak ve insanlar ihtiyaçları olan ürünlere rahatça ulaşabilecekler…
Adam Smith’in “Liberal Ekonomisi” nin ortaya çıkardığı sosyal sonuçları en iyi analiz eden düşünür ise bildiğiniz üzere Karl Marx’tır. Marx, das kapital isimli eserinde, Adam Smith’in liberal ekonomisinin sınıfla arasında yapacağı ayrımı, kapitalistlerin ellerindeki kapital ile şımararak “proleatarya” yı ezeceğini, dolayısı ile kapitalist sistemin çelişkilerini ifade etmiş ve manifestosunu yayınlamıştır..
Adam Smith’in ve Karl Marx’ın öngöremedikleri 2 büyük yanılgı vardı…
1-) Doğa sonsuz verimlidir, kaynaklar sonsuzdur ve bu kaynaklar eniyilenebilir.
2-) Ekonomi, üretim esasına dayalıdır ve insanlar, ürettikleri kadar sistemden pay alırlar.
21. yüzyıla geldiğimizde bunu söyleyebiliyoruz. Zira biliyoruz ki doğa sonsuz verimli değildir ve kaynaklar kısıtlıdır. Keza mevcut finans sistemindeki enstrümanlar ile, herhangi bir kapital sahibi, üretim ilişkisine girmeden, sistemden büyük pay sahibi olabilir. Somut örnekle, para ve zaman satmak (bankacılık) , risk satmak (sigortacılık) bunlardan bazılarıdır…
Bu modelin, yani üretmeden sistemden pay alınacağı yanılgısı ise sistematik olarak kriz şeklinde geri dönüyor. 1994, 2001, 2007… periyodik olarak 6-7 senede bir kriz kapımızı çalıp “merhaba” diyor… Detaylı analizlerini elbette işin uzmanları yapacaktır, yapıyordur.. Şahsen, konu ile iligli olarak Zeitgetist – The Movie ve Zeitgeist Addendum, Network (1975 yapımı) önemli filmlerdir…
Ben sadece büyük resmi görüp, önümüzdeki süreç ile ilgili bazı fikirlerimi yazmak istiyorum…
Öncelikle şunu bilmek lazım… Krizler, fırsatları beraberinde getirir dedikleri şeyin Türkçe’si şudur: Kriz dönemlerinde sıkıntılı durumlar yaşayan bireyler, gruplar ya da organizasyonlar, içinde bulundukları sıkıntıyı aşmak için innovatif çözümler geliştirmeye zorlanırlar. Girişimciler, genelde hırsı ve egoist insanlardır. En büyük girişimciler, hep kriz dönemlerinde herkes otururken atağa geçerler ve bir sonraki “big hit” için kolları sıvarlar. Eğer kriz olmasaydı, statükonun değişimi için harekete geçen insan sayısı çok az olurdu diye düşünüyorum. Sistemde bunun farkında olmalı ki, insanların bu gerçeği yüzüne söylediğinde bile onlardan bir tepki görmemesi (örneğin şu günlerde yayında olan işbankası reklamı), sistemi daha da agresifleştirmektedir. Bu bahsettiğim sürecin fikir babası ise C.K. Prahalad‘dır. Prahalad’ın teorilerinden etkilenen Bill Gates ise, “yaratıcı kapitalizm” tanımı ile kapitalizmin ehlileştirilmesinin yegane yolunun, liberal ekonomideki verimsiz çarkların, yaratıcı kapitalizm sayesinde uzun vadede yokedileceği varsayımı ile, ürün ve servislerin hızla ucuzlayacağı, dolayısı ile herkes tarafından kolayca elde edilebileceği öngörüsüne dayanmaktadır. Bu öngörünün meyvelerinden biri ise Tata grubunun ortaya çıkardığı meşhur 3000$ lık araba, nano dur… Eğer buradaki teoriler irdelenirse, yukarda bahsettiğim Marx ve Smith’in “yanılgılarına” yakınsama isteği net bir biçimde görülebilir…
Bu süreç içinde ise sistemin önünde çözmesi gereken iki büyük problem var…
1-) Siyaset ve güçler dengesi: Hatırlarsanız geçtiğimiz dönemde OPEC petrol üretimini yavaşlattığında ve petrol fiyatları çıldırdığında, dünyaya çok net bir mesaj vermişti. (Mesajı aldınız mı ? :) )
2-) Globalizasyon: Bütün dünyanın onayladığı bir para birimi ve sistem bütünlüğü kurulması. Bu liderliğe oynayan ülke şüphesiz Amerika, zira Amerikan Doları dünyanın para birimi olmaya en yakın aday… Ancak son dönemlerde Çin’in ve Rusya’nın dayatmalarına karşı, Amerika’nın Obama ile daha “insanca” uygulamaya devam edeceği globalizasyon projesine yaklaşımı gayet önemli olacaktır… Bu süreç içinde de, Amerika, yine Prahalad’ın söylediği, piramidin altındaki zenginliğe, yani, dünya insanlarının “kayıt altına girme” sürecine koşulsuz destek verecek projeleri uygulamaya devam edecektir… Bir süre sonra da o ülkedeki “özelleştirme” çalışmaları başlayacaktır…
Benim şahsi görüşüm ise sistemin gerçek problemi, sistemin hiç beklemediği bir yerden, ciddiye almadığı ve refleks göstermeyen statükonun gerçek koruyucuları olan sivil insiyatifler olacaktır…
Önümüzdeki dönemde insanlar, ciddi örgütlenmeler ile sisteme karşı koymaya başlayıp sistem karşısında büyük bir problem olabilir… Bu hareketin başlangıcı ise yine internet üzerinden olacaktır diye düşünüyorum…
Afşın Avcı der ki,
Nisan 18, 2009 @ 04:29 sularında yazmış
Acaba krizler yeni fırsatlar ve bu sayede yeni gelirler yaratmak için periyodik olarak “spontane” bir şekilde mi ortaya çıkıyor? Hani her kriz birilerini zengin eder ya… Bu bir tesadüf müdür?
Paranoyaklık olsun diye sormuyorum. Hakikaten merak ettiğim için soruyorum. Bu kirizin ve ekonominin karşı konulmaz bir sonucu mudur? Yoksa siyaset-politikanın mı sonucudur?
Ersan Bilik der ki,
Nisan 18, 2009 @ 20:09 sularında yazmış
Afşın, matematiksel olarak modellenen bir sistemde krizlerin “tesadüfi” ortaya çıktığına inanmıyorum. Nedenleri farklı olabilir, yani, şişirilen balonlar farklı olabilir ( son krizde bu balon mortagedi biliyorsun) ancak, krizleri dediğim gibi sistemin sahipleri kesinlikle istiyor.. Bir nevi “bahar temizliği” olarak düşünebilirsin… Yaratıcı kapitalizmin yıkıcı tarafı budur. Kriz olmazsa, gelişim olmaz…
Eralp der ki,
Temmuz 6, 2010 @ 09:28 sularında yazmış
keyifli bir yazi olmus eline sağlık.son soz konuya ilişkin bütün fikirlerimin özeti niteliğinde olmuş.”Kriz olmazsa gelişim olmaz..” sistem sürekli var olma cabasi içerisinde olduğundan önemli olan bu süreci ne kadar etkileyebileceğinizdir.ama yanılan yine kişinin kendisi olurki bu da aslında kendini etken görüp sistemi edilgen görmesinden kaynaklanır.Makro süreçte anlaşılacak ki sitem etken ve edilgenin grift bir şekilde rol aldığı bir komplekslik sürüncemesidir..