Kendi yazılım şirketini kurmak…
Nihai hedef sanırım her yazılım geliştirici için kendi yazılım & danışmanlık şirketini kurmaktır… Yeni girişimciler daha önce belirttiğim gibi ruh-i haliyeleri itibari ile “overdose optimist” olduklarından pek fazla çevrelerinin önerilerini ve ikazlarını dinlemez ve bir an önce “girişmeye” odaklanırlar…
Açık ve net belirtmek istiyorum, yaşlıların “tecrübe tecrübe dedikleri, sıradan bir senenin 25-30 kez tekrarlanmasından ibarettir” diyen Emre Yılmaz’a katılıyorum. O yüzden beklemeden “girişin”. Tecrübe maçı seyrederek değil, maçın içinde oynayarak kazanılır.
Bu bahsettiğim tecrübenin, çalıştığınız bağlamda alacağınız pozisyon ve sorumlulukla alakalı olduğunu da söyleyeyim. Mevcut problemleri çözmek için iyi bir geliştirici olmak önemli değildir. Problemi basit bir şekilde çözmek yeterlidir, daha sonra optimize edersiniz.
Malesef çok yetenekli dostların bu “mükemmeliyetçilik” hastalığından ötürü bir türlü somut ürün çıkaramadığını görüyorum. Bu hataya düşmemek gerek. Kod yazdıkça, bir sonraki kodunuzun daha temiz olacağını bilirsiniz.
Kendimden örnek verirsem, üniversitede öğrenciyken ekşisözlük klonu php tabanlı bir sözlük yazmıştım. Tek farkı, o sıralar yeni yeni çıkan ajax tasarımını sözlüğün heryerine uygulamak olmuştu. Zaten ajax öğrenmek için yaptığım bir projeydi…
Şimdi o sözlük klonunun kodlarını incelediğimde “bunu ben mi yazmışım, ne iğrenç kod” diyorum. Ancak o dönem gayet çalışıyordu ve insanlar kullanıyorlardı.
Tekrar altını çizmek istiyorum. Önemli olan sorunu çözmektir, altyapı ve teknik optimizasyon bir sonraki iterasyona bırakılabilir. Eğer akıllıysan, projeye başlamadan senden daha akıllı ve deneyimli olan adamların görüşünü alırsın ve o hataları yapmazsın. Ama bunun, senin yaşayacağın tecrübe ile alakalı olacağını sanma. Herkes sana “yapmayacağın şeyleri” söyleyecektir. İnsanlar, kitaplar, kaynaklar vs vs… Hepsinin özünde “yanlış” lar yatıyor… Doğru ne peki ?
Doğru nedir…?
Bunu kimsenin cevaplayabileceğini sanmıyorum. Zira bazı doğrular uygulayarak sonuç alınıyor gibi gözükse de, senin spesifik olarak yaptığın işte, o doğrulardan sonuç alamayabileceğini tecrübe edersin.
Kendi şirketini kurmadan önce öğrenmen gereken ilk durum bu olsun… “Over engineering” hastalığından biran önce kurtul çünkü şirket kuruyoruz, akademisyen olmak farklı bir meziyet ( ciddi akademisyenlerden bahsediyorum )
Bir diğer özelliğin, kendine dışardan bakabilmek olmalı. İyi girişimciler, güçlerini ve zayıflıklarını bilirler. Güçlü olduğun yönlerini asla hafife alma ve tevazu gösterme. Bu ukalalığı yaparken de zayıf olduğun yönlerinde “bilmiş” havalarına yatma, saçmalama.
Yine kendimden bir örnek verirsem, mühendis kökenli biriyim. Şirket kurmadan önce, pazarlamanın ve pazarlama sektörünün nasıl çalıştığı hakkında sadece genel bir fikrim olduğunu söyleyebilirim. Bunun farkında olduğumdan hemen bu konular ile ilgili kafa patlatan ve iyi olduğuna inandığım biri ile tanışmam gerektiğini biliyordum. ( Onur Yüksel’e buradan selamlarımı ileteyim :) ) Şirket kurmadan önce Onur ile en az 3 ay kadar birlikte bir çok konuda kafa patlatmıştık. Hiç önemsemediğim renklerin öneminden, marka’nın akılda kalıcılığı ve pazarlama stratejilerine kadar bir çok konuda Onur bana yol göstermiştir ve çok değerli bilgileri benimle paylaşmıştır. Bir çok hatanın böylece önüne daha şirketi kurmadan geçtiğimi söyleyebilirim.
Bunlarla birlikte, iletişimin gücünün farkında olmalısın. Hem şirket içinde hem de şirket dışında ya iyi bir iletişimci olacaksın, ya da o iletişimi sağlayacak insanlardan faydalanman gerektiğini bileceksin. Mesaj güzelse, dalga dalga yayılır ve sen müşteriye gitmeden önce “namın” ona ulaşır ki çok keyifli bişeydir. “Biz sizi gıyaben tanıyoruz” diyen bir müşteriye gittiğinde, işin 70%’ini kotarmışsın demektir.
Ah, satış yapabilmek… Büyük bir meziyet… Satabilmek… Bu nispeten işin zor tarafı… Elinizde bir ürün olduğunda ve onu görücüye çıkardığınızda, insanlar her zaman bardağın boş tarafını görmekte ısrar ederler… Neden diye sormayın.. bu işin doğası böyle çalışıyor… Herkesin parası,zamanı kıymetli ve kimse parasını sokağa atmak istemez…
Satabilmenin net bir matematiği olduğunu sanmıyorum… Bu, pazarlama, iletişim, ürün ve diğer bir çok parametresi olan bir konu… Bazen, basit bir yemekte de işi bitirebilirsin… bazen dünyanın en iyi sunumunu yapsan bile arkası gelmeyecek… Dediğim gibi bence satışın net bir matematiği yok… Ne “cold call” lar ne “e-mail marketing” vs… Yalnız şunu önerebilirim, özellikle bizim gibi web üzerinden ürününü pazarlayan şirketler ya da üyelik sistemi ile çalışan projeler, ürünlerinin download sayılarını ya da üye olma sayılarını gelen kişilere göre oranlayıp, bir “conversion rate” baz alabilirler.. ( Örneğin 500:1 gibi ) . Böylelikle, yaptığın pazarlama yatırımının etkisini ölçebilirsin ( Örneğin sıkı bir pazarlama ve pr kampanyasından sonra conversion rate 100:1 e inmişse, büyük başarıdır ) Örneğin dev \ efor ‘da conversion rate 5:1 :) ( henüz innovators segmentindeyiz)
Finansman bir diğer konu zira yukarda bahsedilen konuların çoğu parayla oluyor ( Hayat hiç adil değil, biliyorum) Benim buradaki tecrübelerim, yatırım almış bir şirket kurmakla ilgili değil, o başlı başına ayrı bir konu. Biz yatırım almak yerine, danışmanlık yaparak ettiğimiz gelirler ile ürüne yatırım yapan bir şirketiz.
Bu konu ile ilgili olarak, KOSGEB’in ve TUBITAK’ın girişimciler ile ilgili olarak sağladıkları destekleri incelemenizi öneririm. Burda tavsiyem ise, mutlaka başvurmadan önce projenizi onaylayacak hocalar ile daha önceden gidip, görüşerek fikir ve destek almak. Aksi taktirde hem zamanınızı hem de paranızı boşa harcamış olursunuz…
(Hayat gerçekten adil değil)
Bu yazıyı şimdilik burada bitireyim çünkü konu geniş ve yazılacak çok şey var… Son söz olarak şunu ekleyeyim… Yukarda söylediğim gibi,
Doğru nedir ? Bunu sana kimse söyleyemez ;)